Ardanın okuluyla ilk gezimiz Eskişehire oldu. Cumartesi sabah saat 5:00 te düştük yollara. Okuldan otobüslere binip yaklaşık 5 saatlik yolculuğa başladık. Eskişehire yaklaşınca rehberimiz başladı anlatmaya. Frigler, Lidyalılar derken vardık bile.

Arda heyecandan akşam pek uyumamıştı. Bu arakadaşlarıyla yapacağı ilk gezi olması nedeniyle çok önemliydi. Ne zamandır bende Eskişehire gitmeyi planlıyordum. Hızlı trenle gider gezer ertesi gün döneriz diye düşünüyordum. Bu benim içinde harika bir fırsat oldu.

Eskişehirde ilk durağımız sualtı parkı oldu. Girişteki hayvanat bahçesini zar zor geçtik. Daha açılmamıştı ama bizim miniklerin ilgisini çekmeyi başardı.

Sualtı parkı biraz küçüktü. Birkaç çeşit balık haricinde çok değişik değildi. Seneler önce Dubai de bir alışveriş merkezinin içinde böyle bir akvaryum gezmiştik. Hayran olmuştum. Balık çeşitleri ve akvaryumların büyüklüğü inanılmazdı. Ne yazık ki Arda hiç birşey hatırlamıyor 🙁

Sonra tabi çi börek yemeden olmaz. Çi güzel anlamına geliyormuş. Doğru isim bulmuşlar gerçekten güzeldi. Cam müzesini gezip  Balmumu müzesini gezdik

Sonra ver elini Odun Pazarı çok güzel dükkanlar var. Eskişehire özgü Lületaşından yapılmış bir çok takı, tesbih ve pipo bulmak mümkün. Yalnız rehberimiz lüle taşının elle temas etmesi durumunda ter vs emdiğini ve renginin sarımsı olduğunu söyledi. O nedenle tene temas edecek ürünler almamaya çalıştık. Alışveriş sonrası otelle yerleştik. Sabah erken kalkmanın verdiği uykusuzluk ve yorgunlukla Arda uyuyakaldı. Akşam yemeğinden sonra ise büyük planlar vardı. Pijama partisi yapılacaktı. Neyse gerekli alışveriş yapıldı, saatler ayarlandı ve parti başladı. Allahtan otelde bizden başka pek kimse yoktu. Çünkü otel ayağa kalktı. Bağrış çağırış. İşin içinde yastık savaşı olunca olay biraz gürültülü oluyor ne de olsa 🙂

Parti 21:00 gibi sona erdi. Bizde veliler şimdi sıra bizde diyerek barlar sokağına doğru yola koyulduk. Porsuk nehri kenarında gençler oturmuş kimi gitar çalıyor, kimi sohbet ediyordu. Nehrin iki tarafında harika kafeler var. Kendimi bir Avrupa Ülkesinde gibi hissettim. Öğrenci şehri olduğu için yaş ortalaması düşük. Şehrin içinde çok güzel dekore edilmiş küçük butikler var. Taş duvarlı felan.

Ertesi sabah erkenden yola koyulduk. Masal Şatosuna ve kalyonu ziyaret ettik. Gemi orjinalinin birebir aynısı olarak yapılmış. Orada çubukta patates de yedikten sonra Devrim Arabasını görmeye gittik. Sanayimizin o zamanlar kendi arabamızı yapacak kadar gelişmiş olması gurur verici tabi şimdiki dış ülkelere bağımlılığımızda bir o kadar üzücü. Devrim arabalarını gördükten sonra dönüşe geçti. Malum yol uzun.

Çok ama çok keyifli bir geziydi. Hatta Arda bir ara “Anne buraya yerleşelim mi?” diye sordu. Valla bana uyar harika bir şehir ESKİŞEHİR…

 

 

 

 

ardwpadmnn

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir